Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |

16.08.2026 medyascope.tv

16 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar.
İki gündür Süleymancılık konuşuyorum ve buradan hareketle Türkiye’de devletle dini cemaatler arasındaki ilişkiyi, Sünnî cemaatler arasındaki ilişkiyi tartışıyorum. Bunu bugün de sürdürmek istiyorum. En popüler isim hâlâ şu anda Türkiye'de İslami cemaat denilince Cübbeli Ahmet Hoca, Ahmet Mahmut Ünlü. Biliyorsunuz Nakşibendi'nin İsmailağa kolundandı. Sonra ayrıldı. Artık kendini esas olarak İsmailağa'nın devamı olarak gösteriyor ama kendi cemaatini kurdu. Bir nevi YouTuber oldu. Sürekli vaazlar veriyor. Bunları sosyal medyaya yüklüyor ve çok aktif bir şekilde faaliyetini sürdürüyor. Anladığım kadarıyla halkası da çok geniş. Şimdi ne alaka diyeceksiniz? Çünkü Cübbeli Ahmet Hoca bu konuda başına iş gelmiş birisi. Kendisiyle hayatta bir kere karşılaştım. Habertürk stüdyosu. Ben o sırada Habertürk'te çalışıyordum. O da Veyis Ateş'le – ki Veyis Ateş uzun süredir biliyorsunuz cezaevinde – bir yayına katılmıştı. Yayının çıkışında, ben de başka bir yayına giriyordum, muhabbet ettik ve bana hemen şunu sordu: "Ya bu Fethullahçılar benden ne istiyor? Siz — ya da sen, artık hangi şeyle hitap etti bilmiyorum — bilirsiniz. Bu şeyi tanıyorsunuz. Benimle niye uğraşıyorlar?"
Neden bunu söylüyordu? Çünkü cezaevinden yakın zamanda çıkmıştı. Onu cezaevine kim atmıştı? Fethullahçılar atmıştı. Fethullahçı medyadaki, yargıdaki ve polisteki ayağı tarafından bir tür cezalandırılmıştı. Şu fotoğrafı hatırlayacaksınız. Jet ski'li fotoğrafı. Bu en masumu o dönemden kalan. Onun dışında kendisinin birtakım videolarını da servis ettiler. Tam teşekküllü bir operasyon yapıldı Cübbeli'ye o tarihte ve ayağını denk alması istendi. Niye yaptılar, Fethullahçıların hangi oyununu bozuyordu bilemiyorum. O da belli ki tam anlamamış ve bir şekilde, çok uzun kalmadı ama bir şekilde rahatsızdı ve tedirgindi. Onun gibi ünlü birisini bile anında itibarsızlaştırabilen bir devlet yapısı söz konusu ve bunu yapanlar da yine İslami kesimin içerisinden kişiler. Yani eski tür bir irtica operasyonuna kurban gitmemişti içerideki bir kavganın sonucunda.
Aslında Türkiye'de cemaatler, İslami gruplar birbirleriyle çok rakiptirler. Buna daha onlar iktidara gelmedikleri dönemde bile bizzat tanık olmuştum. O dönem gazeteci olarak tanıştığım, ettiğim, röportaj yaptığım kişilerden, farklı İslami kesimlerden birbirlerine karşı çok ciddi bir rekabet, kimi zaman kıskançlık, kimi zaman intikam hırsı, böyle bir birbirlerinin kurduydular, bunu biliyorum. İktidara geldikten sonra nimetler arttı tabii. Nimet paylaşımında da çok ciddi sorunlar oldu. Mesela Cübbeli'nin de o tarihte, nasıl söyleyeyim, ipinin çekilmesi, bir süreliğine de olsa çekilmesi bunun sonucuydu.
Sonra ne gördük? Bir gün Cübbeli bir vaazında Devlet Bahçeli'ye saydırdı. Neden saydırdı? Devlet Bahçeli Öcalan'a çağrı yapmıştı biliyorsunuz "Gel Meclis’te konuş" diye. Diyor ki: "Sen, son teröriste kadar öldüreceğim dedin. Şimdi ilk teröriste 'Gel de başıma geç' diyorsun. Bugüne kadar söyledik, çözüm sürecine de karşı çıktık. YouTube'lar var, kayıtlar kaybolmuyor —  evet kaybolmuyor — Şu anda bu işleri yanlış buluyoruz. Düşmanla, kâfirle barış olmaz; muharebe olur. Son terörist kalana kadar mücadeleye devam. Apo kim ya? Şerefsiz, dinsiz, kitapsız, Marksist Leninistin önde gideni..." diye saydırdı, saydırmıştı, öyle diyelim. Sonra ne oldu? Bir ziyaretçisi oldu. Ziyaretçisi kim? Alaattin Çakıcı. Alaattin Çakıcı'yı anlatmaya gerek yok. Devlet Bahçeli'nin de çok yakın dostu. Kendisini ziyaret ettiler, muhabbet ettiler herhalde. Sonra bir baktık şunu söylüyor. Ne diyor? Sosyal medyada şunları söylüyor: ‘‘Gelinen noktada şu gerçek ortaya çıkmıştır ki... Kandil'den vesaire... Devlet Beyefendi'nin ‘PKK'nın arkasında siyonist Yahudiler ve Amerikalılar var’ sözünün doğruluğu ortaya çıkmış oluyor. Demek ki Devlet Bey Apo'nun güçsüzlüğünü ve Kandil'in direkt siyonizme bağlı olduğunu ifade etmek için bu açıklamaları yapmış.’’ falan feşmekan. Yani tam falan feşmekan çünkü söylediklerinin hiçbir doğruluk payı yok. Yani hesapta Devlet Bahçeli İmralı ile Kandil arasındaki soruna dikkat çekmek için bunu yapmışmış.
Bunu niye söylüyorum? Çünkü birtakım kişiler, cemaatler, birtakım İslam adına konuşma iddiasındaki kişiler meydanı boş bulup böyle girebiliyorlar, olaylara dâhil olabiliyorlar. Kimisi etkili oluyor, kimisi etkisiz oluyor, kimisi popüler oluyor, kimisi olmuyor. Ama ne zaman ki devletin kıta sahanlığına giriyorlar, o zaman hizaya çekiliyorlar. Şimdi dün Fethullahçılar tarafından, bugün kısa süreli de olsa Devlet Bahçeli'ye destek veren Çakıcı ve benzeri kişiler tarafından ayar verilmiş bir Cübbeli Ahmet Hoca örneğimiz var. Ve şunu da biliyoruz ki, demin gösterdiğim jet ski olayında da olduğu gibi, bu kişiler her türlü "bir lokma bir hırka" edebiyatı yapmakla birlikte dünyevi anlamda alabildiğine kendilerine, yakın çevrelerine yatırım yaparlar, zenginleşirler ve ortada Süleymancılara yapıldığından daha kolay birtakım potansiyel soruşturma imkânları var.
Dolayısıyla ne oluyor? Süleymancılara yapılan ki Süleymancılar, ısrarla söylüyorum, 100 yıllık bir hareket ve 100 yıllık harekete şu ana kadar Türkiye Cumhuriyeti devletinin indirdiği en büyük direkt darbeyi yaşıyoruz. Bu çok büyük bir olay. Hiç yabana atılacak bir olay değil. Süleymancılara bunu yapan, Türkiye çapında ve Avrupa'da da çok ciddi bir şekilde örgütlü olan, Asya'da da faaliyetleri olduğunu biliyorum, Süleymancılara bunu yapan devlet diğer cemaatlere — hele biraz daha güçsüzse — ne yapmaz? Süleymancılar gibi alabildiğine kapalı, sıkı, şeffaflıktan uzak, her türlü tedbiri aldığını düşünen yapıyı bir şekilde birtakım açıklar üzerinden köşeye sıkıştıran devlet, Cübbeli gibi çok daha lâkayt diyeceğim, çok daha kolay sızılabilen yapılar hakkında kim bilir neler hazırlıyordur. Zamanında Fethullahçıların Cübbeli ile ilgili hazırlamış olduğu itibarsızlaştırma kasetleri vesaireleri aklınıza gelsin.
Yani burada çok net bir durum var. Herkes bir yere kadar İslam adına, dine hizmet adına faaliyet yürütebilir. Bu faaliyetleri yürütürken istediği gibi zenginleşebilir, şu olur, bu olur. Ama hiçbiri devletin çizdiği sınırlar dışına çıkamaz. Devleti yönetenleri bir şekilde rahatsız edebilecek, tehdit edebilecek pozisyonlar alamaz. Şimdi diyeceksiniz ki, ‘‘Cübbeli zaten böyle bir şey yapmaz, Erdoğan'a karşı bir şey yapmaz.’’ Ama biliyorsunuz bir taraftan da Devlet Bahçeli olayında olduğu gibi bu popülist şeyler çok hoşlarına gidiyor ve birtakım lâflar edebiliyorlar. Şimdi her an attıkları her adıma dikkat etmek zorunda olduklarını gösteriyor bu son operasyon. Cübbeli zaten başına gelenlerden sonra yeterince ürkmüştür diyorum ama Devlet Bahçeli olayını bir şekilde not etmek lâzım.
Anladığım kadarıyla Devlet Bahçeli'ye, Erdoğan'a değil de Devlet Bahçeli'ye saldırabilmenin mümkün olduğu gibi bir yanlış hesap yapmıştı. Şimdi bütün herkes, bütün diğer cemaatler kendilerini herhalde iyice gözden geçiriyorlardır, talimatlar yağıyordur insanlara. Birtakım hesaplar, para hareketleri vesaire tekrar gözden geçiriliyordur. Çünkü devletin bu konularda acıması yok. Devleti yönetenlerin beş vakit namazında olup olmaması da hiçbir şey fark ettirmiyor. Bu devlette gerçekten bir süreklilik var ve bu sürekliliği, bu son Süleymancılık olayı, Süleymancılara yönelik operasyon olayı bize gösterdi ve hatta fazlasıyla gösterdi. Tekrar söylüyorum, yüzyıl boyunca başlarına gelen baskının toplamını 2-3 günde gördüler. Hastanelerine polis girdiği zaman toplandılar ama bir şey yapamadılar. Çok büyük bir altüst oluş, çok büyük bir şaşkınlık yaşanıyor. Bunun yaygınlaşma ihtimali hep var. Yeter ki bu cemaatler, devletin perspektifinden, ‘‘hadlerini bilsinler.’’ Bilmezlerse, yanlış yaparlarsa hepsinin sonu benzer olabiliyor. Neyse, Cübbeli'yi konuştuk. Hoşuna gitmiş midir bilmiyorum ama o örnek önümüzde çok somut olarak duruyor. Bir de tabii zamanında onun da bağlı olduğu İsmailağa Cemaati'ndeki birtakım yönetici durumundaki kişilerin esrarengiz ölümleri falan gibi olaylar da var ki onları isterseniz hiç girmeyelim, hâlâ karanlıkta kalmış noktalar.
Bugün, unutulmuş diyeceğim, ben ne zamandır duymuyorum, bir büyük şarkıcı Tracy Chapman'dan bahsetmek istiyorum. 1980'li yıllarda özellikle kendini gösteren, siyah Afrika Amerikalı diye tabir edilen bir şarkıcı. Çok sayıda Grammy ödülü almış. "Talking 'bout a Revolution"dı değil mi şarkısı? Öyle bir şarkısı vardı. "Telling Stories" en son, beşinci albümüymüş 2000'de. O da çok dikkat çekti. Ama esas olarak 1980'lerdeydi. Ne zamandır sesini pek duymuyoruz ya da ben duymuyorum. Mandela'ya sahip çıkması, ırkçılığa karşı mücadeleleriyle bilinen, AIDS'e karşı mücadeleleriyle bilinen önemli bir şarkıcı. 62 yaşında ve iz bırakmış bir isim ama nedense, tekrar söylüyorum, kendisini çok fazla göremiyorum. Görenler varsa izleyicilerimizden bana haber verirlerse ve birtakım şeyler paylaşırlarsa sevinirim. Ama ben her zaman için Tracy Chapman'ın o çok güzel sesini hep aklımın bir yerinde tutuyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
16.08.2026 Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |
15.08.2026 Yoksa Süleymancılara kayyum mu atanacak?
14.08.2026 Süleymancılar niçin hedef alındı? Sırada hangi cemaatler var?
13.08.2026 Resul Emrah Şahan ile söyleşi: “Siyaset, toplumdaki hazır öfkenin arkasından sürüklenmek değildir”
13.08.2026 Özgür Özel'i anlamak
12.08.2026 Süreç nasıl toplumsallaşır?
11.08.2026 YENİ Parti mahalle baskısı kurbanı oldu
10.08.2026 Bir oyunbozan olarak Selahattin Demirtaş
09.08.2026 Altüst oluşun eşiğindeki Kürt siyasi hareketi
08.08.2026 Prof. Mehmet Gürses ile söyleşi: Çerçeve yasa beklentileri karşılayabilecek mi?
16.08.2026 Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı